Yaşananlar, dünyanın hali beni hayattan koparıyor. Hayatı anlamsızlaştırıyor. Hep aynılık hissi. Dünya hep aynı hesapların peşinde koşan insanlarla, hep aynı dramı yaşayan mazlumlarla örtülü sanki. Hep ayıu senaryo oynanıyor, biz de hep seyreden oluyoruz. Bir yanda Libya, Bahreyn,Yemen, Suudi Arabistan, Suriye, bir yandaysa bitmek bilmeyen türban ve özgürlükler kıskacında Türkiye...
Bildik senaryoları ayrı gibi önümüze koyamaya çalışıyorlar, bunu yaparken de hem görsel hem de işitsel medyayı buna çok güzel alet ediyorlar. Hani derler ya "delinin biri kuyuya bir taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış" durum o misal. Her şeyi tartışalım edasıyla televizyona çıkıyorlar koca koca insanlar. Tamam tartışında bir bakın neyi tartışıyorsunuz, neye hizmet ediyorsunuz!
Bizi hep seyirci zannedenler az sesimiz çıktığı zaman da bizi alt etmeye çalışıyorlar. Şu da bir gerçek ki o sesi çıkardığımız zaman yanımızda kimse kalmıyor. Biz Don Kişot, onlar yel değirmeni.
Bu olanlarla birlikte, gazetecilerin tutuklanması olayı da var. Bu olaya da her açıdan bakılıyor, özellikle gazetecilere özgürlük açısından. Evet, haklılar, tabi ki gazeteci tutuklanmamalı, ama şu da unutulmamalı bu medya "ıslak imza" davasında nasıl sahte imza atılabileceğinin etütünü verdi. Sonra o imza gerçek çıkınca da mahçup duruma düştüler! Genelkurmay başkanı kağıt parçası diye yalanladı, bunu da bizi inandırmaya çalıştılar. "korkmayın, bu lav boş" diyen genelkurmay başkanını televizyon artisti yaptılar. Ama sonrasında bu acele hareketleri karşısında utandılar, çünkü yargı yine haklıydı.
Bekleyelim görelim tüm olanları. Ama bu kısır döngü altında, herşey kabak tadı vermeye başladı. Bende de bir bezginlik. Seçime kadar yine yalanlar, atışmalar, tartışmalar dönecek, sonrası herşey unutulacak. Dünyaysa başka bir alem...
kendimce... kendimden... yazabildiğim kadarıyla... aklıma takılanlar...
biraz siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biraz siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Mart 2011 Perşembe
23 Şubat 2011 Çarşamba
12-Haziran-2011
Türkiye’den Akpartiye 3.can…
Milletimiz 12 haziranda oyunu 4 yıl emanet edeceği vekillerini seçecek. Millet yine vekillerini meclise gönderecek. Seçime yaklaşık 3,5 ay kaldı. Şimdiden hesaplar, anketler ve beklentilerde şekillenmekte. Akparti’nin seçimi kazanacağında hem iç, hem de dış konjoktür hem fikir. Sadece nasıl bir oranla kazanacağı konusunda farklı düşünceler mevcut. Ama %40-50 arası bir oyla kazanacağı tahminine de kimse karşı çıkmıyor. Kısacası halkımız Akparti’ye 4 yıl daha bu ülkeyi yönetme görevini verecek.
Akparti bir seçim galibiyetiyle çıkacak ama 2023 vizyonuyla yola çıkan Akparti için seçimi kazanmakla iş bitmiyor. Akparti bir dahaki seçime de en güçlü aday olarak girmek düşüncesinde. Bu düşünceyi başta R.Tayyip ERDOĞAN olmak üzere bakan ve milletvekillerinden de duyuyoruz. Ama böyle bir düşünceyi gerçekleştirmek için Akparti’nin “yetmez ama Akpati” diyenleri ne kadar memnun edebileceği önem kazanmaktadır.
12 Eylül referandumunda kendini belli eden ve “yetmez ama evet” diyen kesim Akpartinin %40’ını oluşturuyor yani yaklaşık %20 oy potansiyeline sahip desek yanlış söylemiş olmayız. Bu yüzdelik de Akparti’yi tek başına iktidar yapan kesimdir. Bu kesimin küstürülmesi Akparti’yi 2. Parti yapar. Peki Akparti ne yapar ya da ne yapmazsa bu %20’lik kesim Akpartiden başka bir liman arar?
Akparti iktidara geldiğinden beri 3 ana başlıkta özetleyebileceğimiz sorunlarla uğraşıyor. Bunlar:
1-Demokatikleşme
2-Kürt meselesi
3-İnanç özgürlüğü
Şimdiye kadar hep Akparti bu sorunları çözebilecek tek parti yani “yaparsa Akparti yapar” zihniyetinden dolayı halkımız Akpartiyi 3. kez iktidara getirecek. Ama son zamanlarda bu kesimlerde bir rahatsızlık söz konusu. Akparti’nin bu sorunları hasıraltı ettiği ya da ilgileniyormuş izlenimi verdiği düşüncesi doğdu. O yüzden “yetmez ama Akparti” diyen kesimin 2015’te başka bir parti arayışında olacağı aşikar. Bu durumda merkez sağdan en güçlü aday Hasparti olacaktır. Tabi 2015’e kadar varlığını sürdürürse.
Akparti 2015’te tekrar iktidara gelmek istiyorsa kendine çekidüzen vermeli, Demokratikleşme, Kürt meselesi ve İnanç özgürlüğü konusunda atılacak adımları beklemeden atmalıdır.
3 Şubat 2011 Perşembe
komplo teorisi...
Yeni Dünya düzeni kuruluyor. Yarı kanlı, yarı kansız tüm dünyanın gözleri önünde bir bir devrimler gerçekleşiyor. Kimileri bunu dikta rejimine baş kaldıran halkın sesi diyor, kimileriyse ABD'nin yeni bir hamlesi. Bense olaya bir üçüncü perde açmak istiyorum. Bunların hepsi Yeni Türkiye Düzenine hizmet eden olaylardır. Ve burada Türkiye'nin parmağı vardır.
Bir olayda parmağınız olması için bazen hiç bir müdahalede bulunmayabilirsiniz ama örnek olursunuz. Türkiye son yıllarda müslaman memleketlere farklı bir örnek oluşturdu. Müslümanlıkla demokrasinin, laikliğin (gerçek laiklik) , ekonominin bir arada olabileceğini gördüler. Gizli odakların egemen olduğu değil de köy köy dolaşarak insanların derdini dinleyen yöneticilerin olabileceğini gördüler. Ankara'dan atıp tutan bürokrat, aydın ya da milletvekillerini değil Diyarbakır'da ciğeri yanan annenin sesine kulak veren yöneticilerin var olabileceğini gördüler. Türkiye sadece içini değil dışını da değiştirdi.
Türkiye'nin 2020 yılında ilk 10 ekonomi arasında olacağını herkes tahmin edebiliyor. Bunun yanısıra Ortadoğu politikasıyla Türkiye'nin Ortadoğu'da AB'ye alternatif birlik ya da en önemli güç olabileceğini de görüyorlar. Bu devrimlerle ABD'nin etkisinin kaldırılması da söz konusu. ABD boşluğunu da Türkiye'nin dolduracağı da aşikar.
Bu pencereden bakınca da devrimleri en çok destekleyen ülke Türkiye olsa gerek. Türkiye başbakanı Mısır cumhurbaşkanına "Git artık" diyorsa olaya ne kadar müdahil olduğunu ve bunu gizlemediğini de anlayabiliriz. Türkiye hem içeride hem de dışarıda gilzi odakların değil halkın iktidar olmasını destekleyen ve gerçekleştiren bir devlet konumuna gelmiştir. Aslında bütün mesele bundan ibaret...
Bir olayda parmağınız olması için bazen hiç bir müdahalede bulunmayabilirsiniz ama örnek olursunuz. Türkiye son yıllarda müslaman memleketlere farklı bir örnek oluşturdu. Müslümanlıkla demokrasinin, laikliğin (gerçek laiklik) , ekonominin bir arada olabileceğini gördüler. Gizli odakların egemen olduğu değil de köy köy dolaşarak insanların derdini dinleyen yöneticilerin olabileceğini gördüler. Ankara'dan atıp tutan bürokrat, aydın ya da milletvekillerini değil Diyarbakır'da ciğeri yanan annenin sesine kulak veren yöneticilerin var olabileceğini gördüler. Türkiye sadece içini değil dışını da değiştirdi.
Türkiye'nin 2020 yılında ilk 10 ekonomi arasında olacağını herkes tahmin edebiliyor. Bunun yanısıra Ortadoğu politikasıyla Türkiye'nin Ortadoğu'da AB'ye alternatif birlik ya da en önemli güç olabileceğini de görüyorlar. Bu devrimlerle ABD'nin etkisinin kaldırılması da söz konusu. ABD boşluğunu da Türkiye'nin dolduracağı da aşikar.
Bu pencereden bakınca da devrimleri en çok destekleyen ülke Türkiye olsa gerek. Türkiye başbakanı Mısır cumhurbaşkanına "Git artık" diyorsa olaya ne kadar müdahil olduğunu ve bunu gizlemediğini de anlayabiliriz. Türkiye hem içeride hem de dışarıda gilzi odakların değil halkın iktidar olmasını destekleyen ve gerçekleştiren bir devlet konumuna gelmiştir. Aslında bütün mesele bundan ibaret...
18 Ocak 2011 Salı
28 Şubatı hortlatma çabaları...
Son günlerde okuduğum haberlerle dehşete düşüyorum. Tarafsız olarak gördüğüm yayıncılar bile beni şoke eden haberlere imza atıyor. Önce görülen 3 kutupluluk 2'ye düşmüş durumda. Kendine yandaş, candaş ve tarafsız olarak tabir ettiğimiz basın artık candaş ve yandaşlara dönmüş. Herkes bir taraf olmuş. Böyle olunca sağlıklı haber alabilmek de çok zor. Herkes bir tarafa yönlendirmeye çalışıyor. Aklıma mukayyet...
Seçim yaklaştı ve böyle oldu. Tamam da aynı şeyler milletin önüne konup durmaz ki. Biraz tarih okuyan bile hemen durumun farkına varır. Adnan Menderes iktidarında, Demirel iktidarında, Erbakan iktidarında hep böyle haberlerin yapıldığı ortada. Sağ kesimi iktidardan indirmenin tek yolunun "Bunlar şeriatı getirecek" ya da "irticai faaliyette bulunuyorlar." söylemleri ve izlenimleriyle olacağını düşünüyorlar. Seçim yaklaşıyor ama hiç bir muhalefetten dişe dokunur "biz iktidara gelirsek şunu yapacağız." deyip o yapacağı her neyse bir güzel insanlara anlattığını göremiyoruz. Sadece iktidarı suni şekilde yıkmaya çalışıyorlar. İstediğimizse güçlü iktidar, güçlü muhalefet, Güçlü Türkiye...
Bu haberlerin bir kaçı:
lisede 45 cm kuralı: http://bit.ly/ibjQND
eteği kısa diye işinden oldu: http://bit.ly/fiJzNU
imam hatipli sayısı rekora gidiyor: http://bit.ly/eig2bv
minik kızlar okula alınmadı: http://bit.ly/gJyojO
imam hatiplere polislik yolu: http://bit.ly/eLqhXj
Seçim yaklaştı ve böyle oldu. Tamam da aynı şeyler milletin önüne konup durmaz ki. Biraz tarih okuyan bile hemen durumun farkına varır. Adnan Menderes iktidarında, Demirel iktidarında, Erbakan iktidarında hep böyle haberlerin yapıldığı ortada. Sağ kesimi iktidardan indirmenin tek yolunun "Bunlar şeriatı getirecek" ya da "irticai faaliyette bulunuyorlar." söylemleri ve izlenimleriyle olacağını düşünüyorlar. Seçim yaklaşıyor ama hiç bir muhalefetten dişe dokunur "biz iktidara gelirsek şunu yapacağız." deyip o yapacağı her neyse bir güzel insanlara anlattığını göremiyoruz. Sadece iktidarı suni şekilde yıkmaya çalışıyorlar. İstediğimizse güçlü iktidar, güçlü muhalefet, Güçlü Türkiye...
Bu haberlerin bir kaçı:
lisede 45 cm kuralı: http://bit.ly/ibjQND
eteği kısa diye işinden oldu: http://bit.ly/fiJzNU
imam hatipli sayısı rekora gidiyor: http://bit.ly/eig2bv
minik kızlar okula alınmadı: http://bit.ly/gJyojO
imam hatiplere polislik yolu: http://bit.ly/eLqhXj
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)