kendimce... kendimden... yazabildiğim kadarıyla... aklıma takılanlar...
Aşktan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşktan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2012 Cumartesi

tarifsiz...


  hayat; inişli çıkışlı kısa bir öyküden ibaret... göz açıp kapayıncaya kadar geçen ardında biraz hüzün, biraz mutluluk bırakan heves gibi bir şey aslında. yaşadıklarımıza anlam veremememiz belki de bu yüzden...

  en mutlu ya da en sevinçli anlarımız zannederiz aşk dolu günlermizi. sahiden öyle midir? aşk mutluluk kaynağımız mıdır? aşk olmazsa olmaz mı yani? hepsine koca bir hayır ya da koca bir evet sorumuzun cevabı olabilir mi?

  bazen sorular çok olur ama cevap bir tane olmaz. hani bilirsin belki ama şöyle böyle dersin ama bir türlü anlatamazsın cevabı, tarif edemezsin. aşk da böyledir işte. en karmaşık konulardan biridir. içine aşk koyduğumuz her konudan çıkışımız zorlaşır. en güzel mi en acı günlermiz midir aşk dolu zamanlarımız bilinmez. belki biliriz ama söyleyemeyiz...

  aslında aşk; kullanımına göre yarar ya da zarar sağlayan sıradan bir maddeden ibaret. böyle diyebilir miyiz?

10 Ekim 2011 Pazartesi

ben, sen ve aşk...


  Olmazmış... Çok basit aslında. Hani şöyle de derler ya "biz ayrı dünyaların insanıyız." İşte böyle bir şey. Hani herkesin yaşadığı aynı değil belki ama ne kadar da güzel özetliyordu herşeyi. Farklı giriş ve gelişmeler olsa da sonu yine aynı şekilde bağlanıyor romanın. hani aynı filmi zorla izlemek gibi, hem de defalarca. Ne olacağını bile bile, katili maktülü, mutluyu mutsuzu bildiğin halde zorla aynı filmi defalarca izlemişim...
  Bir umut... Bir umut belki de bu kadar safça bekleyişlerim ya da izlediğim filmi sanki hiç bilmiyormuş gibi izleyişim. Hani çabalarsın bazen de. Bilmediğini farzettiğin o filmin sonu gelmeden kendince çabalarsın. Belki yolu değiştirirsem sonu aynı olmaz. Belki şöyle yaparsam, şöyle davranırsam sonu ayrılık olmaz bu yolun diyorsun ama olmuyor. Başlarken yazılmış ayrılık. Sona kalmamış. Bize bırakılmamış...
  İşte o yüzden nasıl gece, gündüz ve gün bir arada duramıyorsa ben, sen ve aşk bir arada olmazmış. Ben anladım. Geç olsa da anladım.
  Şimdi ne mi yapıyorum? Gölgem olduğunu bile bile sen yokmuşsun gibi davranıyorum. Arada senle konuşsam da seni hiç düşünmüyormuşum gibi yapıyorum. Yeni kurmaya başladığım hayallerin önüne bir bir geçsen de ben yanından geçiyormuşum gibi yapıyorum. Ben yolumu değiştiriyorum da seni değiştiremiyorum...

22 Mayıs 2011 Pazar

bilincin hortlar...

  Zaman hızlı geçiyor. Küçükken çok kızardım böyle diyenlere. Ben günleri ay gibi geçiriyorken bu insanlar neden zamanın hızlı geçtiğinden dem vuruyor diyordum. Öyle değilmiş, ölüme yaklaştığın her gün kısalmaya başlıyormuş. Aslında sorun bizde değil, bir göz yanılması da yok ortada, sadece oyunun kuralları bunu gerektiriyor...  Bazen pazara gidersin, bir manavın önünden geçersin, gözüne bir meyve takılır, kendi kendine söylenirsin "epeydir yememiştim ben bundan" diye ya da bir markette hep önünden geçtiğin fakat  gözüne ilişmeyen bir yiyecek çeker canın, epeydir yememişsindir ya da bir tatlıcının önünden geçerken farkedersin epeydir baklava yemediğini. bunlar olmadan da yaşadığını farkedersin, önemsiz ya da gereksiz gibi gelir. Aşk da öyledir ayrılıklardan sonra. Unutursun, en son ne zaman konuştun, en son ne zaman "seni seviyorum" dedin, hatırlamazsın. Bilinç altına atmayı başarırsın bazen, çünkü en yakın dostun yalnızlıktır ve onunla zamanı öldürürsün.
  Sonra bilincin hortlar, şimdiye kadar unuttum dediklerin öylece karşına dikilir. Bir arasam mı dersin? Garip şekilde, garip zamanlarda aklına takılır, rüyana girer. Halbuki epey olmuştur o gideli ama gel gör ki hayat yine sana oyun yapıyordur!

3 Nisan 2011 Pazar

beraber yaşlanmak...

  sustu... sessizlik evreni kapladı. kulağımda bitmek bilmeyen bir çınlama var. şaşırmıştı o da. beklenmedik bir
zamanda olunca şaşırır ya insan, işte öyleydi. buna ne o hazırdı ne de ben, ama söylemiştim işte. "benimle evlenir misin?"...
  sade bir cümle değildi bu. öznesi, yüklemi olan öylesine bir cümle değildi. içini açtığında bambaşka bir dünya barındıran  sihirli bir cümleydi. perinin eline geçse masal, cadının eline geçse kabus bir hayata kapı açan cümleydi o.
  "evet" dese belki çocuklarımız olacaktı, belki hayatımızın en güzel zamanlarını beraber yaşayacaktık. aynı yastıkta olmasa da hani yanyana kocayacaktık. dünyaya gözlerimizi beraber açmasak da, beraber kapatmak için dua edecektik.
  olmadı... beraber yaşlanamayacağız. şimdi sen başka biriyle evli, başka birinden çocukları olan ve başka birinin omuzunda geçecek bir ömür koydun aramıza. kıyında duramayacağım dalgalarla fırlattın beni okyanusa...

10 Mart 2011 Perşembe

yine yeniden...

  Ayrı kaldık, ayrı düştük bir zaman. Giderken söylemedin de neden ayrıldın, neden gittin? Gitmiştin, bildiğim sadece buydu. Bana sırtını dönerek gitmiştin. Arkandan bakakaldım. Dur diyecek gücüm de yoktu. Sesim kısılmış, yokluğun hayatı dondurmuş...
  Kapatmıştın tüm pencerelerini, tüm perdelerini... Yüzünü karanlığa dönmüş, gölgeni bile benden saklamıştın. Olsun... Umut beslemek zaten böyle bir şey değil midir? Ben yine bana geleceğini, yeniden beraber olabileceğimizi düşündüm. Umutluydum. Ardında kalan tek şeydi o. Belki bana arkadaş, belki acıyı katmerleyen...
  Geldin mi şimdi? Bilmiyorum. Gidişin de hani sebepsizdi ya o yüzden bilmiyorum. Ben bekliyorum. Gün gelir, zaman gelişini gösterir. İşte onu bekliyorum...

28 Ocak 2011 Cuma

Kayıp...

  Sessiz ve sade bir yaşamdı bizimkisi. Belki herkes gibiydik, elimizdeki, yüzümüzdeki bizi bizden ayıran kıvrımları saymazsak. Biz de emekledik bebekken, biz de çok toz yuttuk, taş yedik küçükken. Elimizdeki o minik taşları nasıl da annemiz görmeden hemencecik atardık ağzımıza. Sanki elmas, sanki zümrüt tanesi...
  Sonra büyüdük ama değişmedik. Elmas diye herkesten saklayıp, kaçırıp sevdiğimiz şeylerin aslında kalbimize konan taşlar olduğunu bilemedik. Bir halt zannettik yediğimizi taşları. Karşımıza geçip bize öğüt veren anne, babamızı en sevmediğimiz şarkıcı kadar bile dinlemedik. Kulak asmadık. Çünkü bizim yaptıklarımız doğruydu. Biz emindik herşeyden ama onlar göremiyorlardı işte.
  Bir kız sevdik. Hani şu elmas zannettiklerimizden. O kadar büyülüydü ki herşey, parıltısında kör olduk. Gözümüzde o kadar büyüttük ki onu dağ oldu. Sonra bir ayrılıkla o dağın altında kaldık. Ben her gün onu keşfederken onda kaybolduğumu hiç farketmedim. Ben onu bulduğumu söylerken, kendimi kaybettiğimi hiç düşünmemişim. Tıpkı rüya gibi. Sanki herşey gerçek gibi nasıl da kalkarız yatağımızdan soluk soluğa, işte ben de böyle uyandım hayattan.
  Aşk senin sevginle ortaya çıksa da karşındaki de sevmezse en ufak bir rüzgarda toz tanecikleri gibi uçuştuğunu görürsün. Aşk sende varsa ipsiz bir uçurtman var demektir. Nereye gider sen hiç bilemezsin...